Araç’ın “KITSCH” ile İmtihanı

Bu yazı altı bin nüfuslu bir ilçe olan Araç’ın güncel mimarlık ve kent tartışmalarının kıyısında, büyük şehirlerle paralel geçirdiği dönüşüme bir tepki olarak Ağustos 2012’de yazılmış, yerel gazete ve internet sitelerinde yayınlanmıştır.

Kitsch : İlkel yollardan duyguları harekete geçirmek isteyen sözde sanat eseri; sanat değeri olmayan değersiz eser, bayağı şey, zevksizlik, taklit. (Türk Dil Kurumu Sözlüğü)

Uzun zamandır paylaşmayı ertelediğim düşüncelerimi Araç Belediyesi resmi sitesindeki bir haberi gördükten sonra bir an önce yazıya dökmeye karar verdim. Söz konusu haberde ilçeye yeni bir terminalin yapılacağı büyük bir coşku içinde veriliyor. Başlık için kullanılan “ilçemize yakışır bir şehirlerarası terminal” ifadesinden itibaren ise benim itirazlarım başlıyor.

Yeni Hükümet Konağı

Toplum olarak mimarlık kültürümüzün pek de iç açıcı olmadığını zaten kabullenmiş durumdayız. Fakat günümüzde öyle bir noktaya geldik ki hizmet adı altında insanlara sunulanlar ideolojik bir takım öğelerin dayatması yanında, kalitesizliği de beraberinde getiriyor. Araç, bazı olanaklardan yoksun olmasına karşın, kabul edin ya da etmeyin mimarlık ve şehircilik anlamında bir takım zenginliklere sahip olan bir yerdir. Örneğin eski ve yeni hükümet konakları; ilki Birinci Ulusal Mimarlık Akımından izler taşırken, ikincisi ülkemizde 1950’lerden sonra gelişen inşai faaliyetler ile birlikte kendisini gösteren kamu mimarlığının örneklerindendir. Tabii ki sadece bunlar değil, maalesef birçoğu bugüne gelememiş olsa da yörenin özelliklerini taşıyan konutlar; kendi memleketlerine tecavüz etmeye gelenler tarafından yapılmış binaların hemen yanı başında, ayakta kalmayı başarabilmiş, kır mimarisinin seçkin örnekleri yayla evleri veya bahçesi ile bir bütün iken TOKİ’nin gazabından payına düşeni alarak katledilen Araç Devlet Hastanesi bu listeye eklenebilir. Peki, bahsi geçen terminal binasını bunların yanına eklemek mümkün müdür? Saydığım örneklerin hiç birinde taklit, ima, dayatma yoktur. Hepsi de kendi döneminin naif bakış açısını yansıtan, doğrudan eldeki olanakları kullanarak inşa edilmiş yapılardır. Çeşitliliğin, olanakların bu kadar çok olduğu bir dönemde Osmanlı mı, Selçuklu mu olduğu belli olmayan bir üslupla “tasarlanmış” bu yapıyı Araç kabul etmez, etmemeli.

Kimliği kaybetme korkusuyla geçmişe sığınmak ancak gelecekle ilgili vizyon üretme tembelliği içine girmiş politikaların ürünüdür. Muhafazakâr ideoloji tarafından her fırsatta tekrar edilen ve kullanılan “Selçuklu, Osmanlı veya Türk Mimarisini yansıtan” ifadeleri buna paralel olarak hastalıklı bir bakış açısını temsil ediyor. Şu aralar gündemde olan Çamlıca Camisi, yapılması düşünülen başbakanlık konutu ve daha adını sayamadığım bir ton projenin aynı fikir ortamından fışkırması tesadüf değil. Çoğunluk psikolojisiyle bunu birleştirdiğiniz zaman, doğru olan sanki buymuş gibi algılanabiliyor ve yazıya konu olan terminal binası gibi projeler ortaya çıkıyor. Çok uzakta değil bir saat ötede, dünyaca tanınan bir koruma örneği Safranbolu’da dahi, yine bir terminal binası aynı ruhsuzluk ve kimlik karmaşası içinde inşa edilebilmiştir. Bizim ise geç olmadan, elimizde avucumuzda kalan birkaç anıtsal yapının yanı başında, bu türden yaklaşımlarla kentin geleceğine müdahalede bulunma konusunu yeniden düşünmemiz gerek.

Genelde bu tür itiraz temalı metinlerin sonrasında “öneri sundunuz da kabul etmedik mi?” gibisinden, konunun özünü anlamaktan uzak serzenişler gelebiliyor. Bu yazının özeti; bu tür konuların, profesyoneller ve diğer paydaşların dâhil olduğu bir ortamda olgunlaştırılarak kamuoyuna sunulması gerektiğidir. Aksi takdirde, karar alma mekanizmalarının katılıma açılmadığı durumları demokrasiden başka adlarla anmak gerekir.

Binanın tasarımcısına -ki varsa- küçük bir not: Lütfen Araç’ı, çevresini gezin dolaşın, anlamaya çalışın, yetmezse Y. Mimar Feyyaz Tüzüner’in 1950 tarihli Arkitekt Dergisinde yayınlanan “Araç Kasabası 1/2000 ölçekli İmar Planı Hakkında İzah Notu” başlıklı yazısını okuyun. Selçuklu veya Osmanlı tarihselciliğinden çok daha fazla tutunacak şey bulacağınıza eminim.

Serkan Yetgin